« Önceki |

25/3/2009

Anne sütünden sonra en değerli besin nedir?

Açlık duygusunu gidermek ve karın doyurmak için yemek yemenin iyi beslenme olmadığını, karın doyurmanın normal büyüme ve gelişmeyi sağlamadığı gibi sağlığı da korumadığını söyleyen Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, balığın anne sütünden sonra en değerli besin kaynağı olduğunu belirtti.


Balık etinin ucuz protein ve enerji kaynağı olduğunu belirten Doç. Dr. Çolakoğlu, kolay sindirilebilir, protein, doymamış yağ asitleri, iyot ve selenyum kaynağı olması nedeniyle balığın beslenme açısından çok değerli olduğunu kaydetti. Dengeli beslenmenin esas öğesinin protein olduğunu belirten Doç. Dr. Çolakoğlu, "Anne sütü biyolojik değer açısından 100 olarak kabul edilirse takip eden sıralamada 93 ile deniz balığı geliyor.

Balık, anne sütünden sonra en değerli besindir. Normal şartlarda 200 gram tüketilen balıketi, bir insanın günlük protein ihtiyacının yüzde 70`ini karşılamaktadır" dedi.



 

10/7/2008

Anne sütü doğal ağrı kesici ilaç

'Endorfin' adı verilen maddeler içeren ve ilk altı ay tek gıda olarak önerilen anne sütü doğal bir ağrı kesici olarak biliniyor.


Doğal bir ağrı kesici olan anne sütünün aşı sonrası da etkili olacağını söyleyen uzmanlar; "Morfin benzeri bu doğal maddeler, sakinleştirici etkileri yanında ağrı dindirici özelliklere de sahiptir'' uyarısında bulunuyor.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Dr. Turgay Baz, her bebek için en ideal besinin anne sütü olduğunu, bebeğe ilk altı ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini kaydetti. Annenin ilk sütü olan 'kolostrum'un da bebeğin ilk aşısı olduğunu belirten Dr. Baz, ''İlk süt bebeğe mutlaka verilmeli. Ayrıca normal doğum yapan her annede, doğumdan hemen sonra bebeğin çıplak olarak annenin göğsüne yatırılması, emme başlayınca sütün daha erken ve bol gelmesine neden olur. Mamalarda bağışıklık sistemine ait hiçbir madde bulunmaz. Anne sütü içerdiği bazı enzimlerle bebeğin daha kolay hazmetmesini sağlar. Anne sütü inek sütünden daha az protein içermesine karşın, içindeki tüm protein bebeğin dolaşımına geçer. Anne sütüyle bir ay ve daha uzun süreli beslenme hem gıda alerjileri hem de solunum yolunda ortaya çıkan alerjilere karşı koruyucudur. Egzamaya karşı koruyucu etki, özellikle altı ay ve daha uzuns üre anne sütüyle beslenen bebeklerde daha belirgindir. Anne sütünün hasta bir bebek için en ideal besin kaynağı olduğu unutulmamalıdır. Anne sütünün bağırsaklar üzerinde düzenleyici etkileri vardır. Bu nedenle ishalli bebeklere verilmesi tedaviye katkıda bulunur" dedi.

Solunum yollarıyla ilgili sorunlar yaşandığında da mamayla beslemenin bebekte balgam ve yapışkan salgıların artmasına neden olduğunu söyleyen Dr. Turgay Baz, "Anne sütü enfeksiyonları tedavi edici özelliğe sahiptir ve salgı artışına neden olmaz'' diye konuştu.

24/8/2007

Müzik dinleyen bebekler daha çabuk büyüyor

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, ABD’de yapılan bir araştırmanın, klasik müzik dinleyen bebeklerin daha çabuk büyüdüğünü ve daha uyumlu olduklarını gösterdiğini bildirdi.


Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, müziğin kişinin psikolojisini ve beden sağlığını çok yakından etkilediğini söyledi. Araştırmaların, iş yerlerinde çalınan hafif ve hareketli müziğin, çalışanların yaptıkları işe konsantrasyonunu ve iş başarısını çok önemli ölçüde artırdığını gösterdiğini belirten Yorulmaz, bu nedenle eski çağlardan beri insanların acılarını, sevinçlerini, ayrılıklarını, kavuşmalarını, mutluluklarını hep müzikle ifade ettiğini kaydetti.

Müziğin stresi ve sıkıntıyı azaltarak ruh sağlığını da koruduğunu anlatan Yorulmaz, anne karnındayken müzik dinletilen bebeklerin psikolojik gelişimlerinin daha iyi olduğu, hırçın davranışlar yerine daha uyumlu davranışlar sergilediklerinin gözlendiğini söyledi.

ABD’de yapılan bir araştırmada klasik müzik dinleyen bebeklerin daha çabuk büyüdüğü ve daha uyumlu olduklarının gözlemlendiğini bildiren Yorulmaz, “Klasik müzik çalındığında bebeklerin kalp atışları ve nefes alıp vermelerinin daha düzenli hale geldiği belirlenmiştir” dedi.

Klasik müziğin iştah açtığını ifade eden Yorulmaz, şunları kaydetti:
“Türkler ruh hastalıklarının tedavisinde uzun süre müzikten faydalanmışlar, hatta ruh hastalıkları dışında pek çok başka hastalıkta da müzik tedavisi ile ilgili yazılar yazmışlardır. Doğru seçilmiş bir müzik, insanın daha mutlu bir hayat yaşamasına yardımcı olur. Ruhsal olarak sıkıntı veren, üzücü, stresi artırıcı, ayrılık, ölüm, kötü kader gibi ifadelerle insanı ümitsizliğe, çaresizliğe ve olumsuz durumdan kurtulmak için çaba göstermekten kaçınmaya götüren müzik parçaları toplumsal ruh sağlığımızı tehdit etmektedir. Çoğunlukla bu tür müzik parçalarını dinlemeyi tercih eden insanlarda, kötümser ruh hali kişiliklerine ve yaşadıkları hayata da yansımakta, bu karamsar, ümitsiz ruh hali tüm hayatlarını, dünyaya ve olaylara bakış açılarını etkilemektedir.”

24/8/2007

2 milyon kadın tüp bebek için sırada

SSK’lıların da tüp bebek uygulamasından yararlanabilmesinin önünün açılmasıyla, Türkiye’de şu anda yaklaşık 2 milyon kadının tüp bebek için ilgili merkezlere başvurduğu belirtiliyor.

Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, Sağlık Bakanlığı’nın Haziran ayında SSK hastalarının da Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’lular gibi tüp bebek uygulamasından yararlanabilmesinin önünün açılmasıyla, tüp bebek için hastanelere ve tüp bebek merkezlerine yapılan başvuru sayısında önemli ölçüde artış olduğunu söyledi.

Devletin, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK’lı hastalara tüp bebek tedavisi için 1260 YTL’lik yardım yaptığını ve ilaç masraflarının yüzde 80’ini karşıladığını anımsatan Pabuçcu, Türkiye’de şu anda yaklaşık 2 milyon kadının tüp bebek için beklediğini bildirdi.

Pabuçcu, Türkiye’de ilk tüp bebek uygulamasının 1989 yılında yapıldığını belirterek, “Ülkemizde, o tarihten bugüne kadar tüp bebek yöntemiyle 30 bin canlı bebeğin dünyaya geldiği sanılıyor” dedi.

“35 YAŞ ÜSTÜ HASTA SAYISI ARTTI”
Tüp bebek uygulamasının 7-8 bin YTL’ye mal olduğu için maddi sıkıntı çeken hastaların tüp bebek uygulamasından yararlanamadığını ifade eden Pabuçcu, şöyle konuştu:
“Bu ücreti veremeyen aileler, tüp bebek merkezlerine şimdi müracaat etmeye başladı. Ancak geçen bu süre içinde, anne olmak isteyenlerin yaşı ilerledi. Tedavinin başarısında anne yaşı çok önemli. Beklenilen bu süre zarfında anne yaşı 38’in üzerine çıkmış durumda. Şu an tüp bebek merkezlerine yapılan müracaatlar içerisinde 40-45 yaş aralığında çok sayıda hasta var. Bu yaş aralığında, tedavinin başarılı olma olasılığı çok düşük. Bu durum hem hasta hem hekim açısından moral bozucu. İdeal olanı 35 yaşın üstünde olmamak ama 40-43 yaşındaki hastaları da kabul ediyoruz, 43 yaş üstünü ise tedaviye almıyoruz. 40-43 yaş grubundaki hastalarda başarı oranı yüzde 10’u geçmiyor. Bu yaş grubundaki her 10 kadından biri gebe kalıyor ancak bunun çoğu düşükle sonuçlanıyor.”

Bu gruptaki kadınlarda yumurta sayısının az ve kalitesinin düşük olduğunu ifade eden Pabuçcu, tedavinin başarısının iyi yumurtaya bağlı olduğunu kaydetti. Pabuçcu, düşük kaliteli spermin yumurtayı dölleyebildiğini ifade ederek, “Sperm kaliteli olur, yumurta kalitesiz ise başarı şansı çok az” dedi.

Erkekte sperm yapımının sürekli olduğunu, ama kadınların var olan yumurtayı kullandıklarını, yeni yumurta yapma şanslarının olmadığını anlatan Pabuçcu, anne karnındaki 5 aylık bir kız bebeğin her iki yumurtalığında 7 milyon yumurta bulunduğunu, bunların daha doğarken 6 milyonunun kaybedilerek bir milyona, 13 yaşındayken 700 bine, 35 yaşında ise 25 bine indiğini kaydetti. Pabuçcu, “38’li yaşlardan sonra sadece yumurtalıkların içindeki yumurta rezervleri azalmayıp, dışarıdan bu yumurtaların uyarılması için verilen ilaçlara da duyarlılık çok azalmaktadır” diye konuştu.

“YUMURTALIK OPERASYONU GEÇİRENLER RİSKLİ”
Pabuçcu, çikolata kisti olanların, günde 10’dan fazla sigara içenlerin, fazla miktarda kafein-alkol tüketenlerin, erken menopoz riski olanların, genetik faktörlerin ve genç yaşta yumurtalık operasyonu geçirenlerin çocuk sahibi olmak için riskli gruba girdiklerini söyledi.

“İlk çocuğu geç yaşta yapmak kısırlığa etki ediyor” uyarısında bulunan Pabuçcu, kadın yaşının 30’un üzerinde olması, ağrılı adet görmesi ve çiftlerin çocuk sahibi olmayı planlamasından sonraki bir yıl içerisinde gebeliğin olmaması ve tedavi ile yumurtalıkların uyarılması sırasında kaliteli yumurta elde edilememesi durumunda en kısa zamanda tüp bebek merkezlerine gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Pabuçcu, Türkiye’de kısırlığın dünyadaki rakamlarla eş değer olduğunu belirterek, “Ülkemizde kısırlık oranı yüzde 15. Her 100 çiftin 15’i bir yıl sonunda gebe kalamıyor. Türkiye’de şu anda kısırlık oranının artmış gibi görünmesi, ekonomik nedenlerle çiftlerin tüp bebek uygulamasına başvuramamasından kaynaklanıyor” dedi.

Kısırlık sorunu olan erkeklerin de tedavi olmak için zaman kaybetmesinin sıkıntı yarattığının altını çizen Prof. Dr. Recai Pabuçcu, kadınların yaşının bu süre içinde riskli sınırlara geldiğini kaydetti.

BİZİM DEV
Sizin siteniz


Blogcu ile yapıldı